Necip Bey, Gerçekten Zoru Başarmış
ÖNYARGILARI KIRMAK HAYLİ ZOR ( Orhan GÖKÇE- Matematik Öğretmeni )
Biz matematikçilerin genel işi düşünmektir. Yazmayı pek sevmeyiz. Okuduğu bir romanın son derece antipatik karakterinin bile Oxford ta hoca olduğunu görüp, akademiye yönelen ünlü matematikçi G.Hardy “matematik yazmayı” yaşlı, ikinci sınıf beyinlerin işi diye bahseder. Tarihin en meşhur ispatlanamamış problemlerini sahibi Pierre de Fermat’nın kitabının boş bir kenarına yazdığı şu nottu: – Bu teoremin oldukça estetik bir ispatını buldum fakat bu yer bunu yazmak için yeterince geniş değil.Fermat’nın ki bahane gibi ise de bir gerçek var:matematik ile uğraşanlar yazma işine pek dalmıyorlar.
Necip Bey gerçekten zoru başarmış.Matematiğin de diğer bilimler gibi çalışarak başarılabileceğine, yapılabileceğine olan inancını paylaşmış bizlerle.Belki biraz paylaşım,biraz kişisel gelişim,biraz bir türlü dile getiremediğimiz gerçekler…Sonuçta matematikçilerin yapamadığı matematikle ilgili yazmayı,itirafları sunmuş bizlere..
Matematiğe olan önyargıları kırmak hayli zor. “Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.” – Albert Einstein. Maalesef işin bir de bu önyargıların dile getirilememesi var. Nedenini anlayamıyorum ama insanımızda bilemediğini sorma, öğrenme gibi bir gayret yok. Hele matematiğe karşı! Sanki matematikte bilmemek ayıp gibi . Bir korkulu rüya olmuş matematik; bir türlü kıramıyoruz!
Tabi bu tür fikirlerin oluşmasında matematikçilerin de hele de öğretmenlerin ayrı bir rolü olsa gerek. Geçen gün “Hocam inanır mısınız, hayatımda hiç matematikten beş alamadım” dedi bir arkadaşım. İşte! Belki o alamamış ama peki ya ver(e)meyen.
Necip Bey sizi tebrik ediyorum. Umarım çalışmanız amacına ulaşır. Matematik çalışmak istemeyen beyinler belki önyargılarını matematik okuyarak, matematik hakkında konuşarak kırarlar.
Orhan GÖKÇE/Matematik Öğretmeni Sorgun/ YOZGAT
Bunlar Benim Matematik Projelerim
22 Haziran 2010 Salı
''Matematikle Barışıyorum''a Gelen Yorumlar 6
MATEMATİKLE BARIŞIYORUM MUSTAFA KUVANCI ( 13 Şubat 2009 )
Yirmi beş yıl önce küsmüşüm matematiğe. Sekizinci sınıfta matematik öğretmenim nefret ettirmişti matematikten beni. O gün bu gündür hoş olmadı matematikle aram. Şimdi başlığa bakıp barıştığımı da sanmayın sakın.
"Matematikle Barışıyorum" Eskişehir`de yaşayan değerli eğitimci dostumun, Necip Güven hocamın kitabının adı.
Necip Güven emekli öğretmen ama o hayattan ve hayatın temel direklerinden biri olan matematikten asla emekliye ayrılmamış, eğitimciliği hiç bırakmamış ve bırakacağa da benzemiyor.
Matematikle Barışıyorum`u bir solukta okudum. Kitap öğrencilere, veliler ve öğretmenlere hitap ediyor ve şu bölümlerden oluşuyor:
Bölüm 1: Matematikle Barışıyorum
Bölüm 2: Matematikle Tanışıyorum
Bölüm 3: Matematik Başarısında Ailenin Rolü
Bölüm 4: Matematik Başarısında Öğretmenlin Rolü
Bölüm 5: Eğitimimizin Kanayan Yarası Ev Ödevleri
Bölüm 6: Matematik Başarısında Öğrencinin Rolü
Bölüm 7: Matematik Dersinde Uyguladığım İlkeler
Bölüm 8: Başarıyı Engelleyen Tuzaklar
Bölüm 9: Başarı Yolunda Gençlere Tavsiyeler
Bölüm 10: Matematikle Kucaklaşıyorum
Şimdi kitaba bıraz ara verelim. Milli Eğitim Bakanlığı`nın güzel bir uygulaması var: Veli Bilgilendirme Sistemi. MEB`in sitesine girdiğinizde bu portalı tıklayıp çocuğunuzun tüm not bilgisine ulaşabiliyorsunuz. Birinci yarıyıl sonunda anadolu lisesi üçüncü sınıfta okuyan kayın biraderimin notlarına bakmak için siteyi tıkladığımda matematik notlarını görünce 25 yıl öncesine gittim.
Öğrencinin matematik notları şöyledi: Sınavlar 5, 10, 20. Sözlü 30. Sonuç: Karnede matematik SIFIR!
Şimdi "Yuh!" dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü ben de bu notları görünce aynı tepkiyi verdim; ama benim tepkim öğrenciye değil, onun öğretmenineydi.
On yedi yıllık bir öğretmen olarak bu notları alan bir öğrenciye öğretmenin hiçbir şey veremediği ve öğretmenin çocuğu kazanmak adına hiçbir uğraşa girmediği, neticede başarısız, beceriksiz, bilgisiz, pedegojik formasyondan bihaber bir öğretmen olduğu kanaatine varırım.
Necip Güven`in kitabında bir hikaye var: Müzayedeci elindeki tozlu kemanı bir dolardan açık artırmaya çıkarıyor ve kemana en fazla üç dolar veriliyor. Bu esnada arka sıralardan biri ayağa kalkıp yaklaşıyor ve kemanı eline alıp şöyle bir dokunuyor, okşar gibi tozlarını siliyor, kemanı akort edip güzel bir ezgi çalıyor ve geri veriyor. Sonuç, üç dolar verilen keman üç bin dolara alıcı buluyor. Neden mi? Sıradan bir kemana "Usta eli" değdiği için.
Her çocuk tozlu bir keman. Ona usta eli değmezse üç kuruşa gider hepsi. Az önce sözünü ettiğim meslekte yirmi küsür yılını doldurduğu halde "muallim" olamamış ve "müellim" olarak kalmış öğretmenler yüzünden kaybolup gidiyor çocuklarımız.
Matematikten hiçbir öğrencinin kaçışı yok. SBS, ÖSS, KPSS, ALS vs çocuklarımızın geleceklerini şekillendirmek için mutlaka girmeleri gereken sınavlar. Sözelci, dilci dahi olsanız ÖSS ve
KPSS`de matematik yapmak zorundasınız (gerçi bu mantığı hala anlayabilmiş değilim ama...). Bu yüzden çocuklarımızı matematikten nefret ettiren öğretmenlerden nefret ediyorum.
Necip Güven`in "Matematikle Barışıyorum"adlı kitabını her velinin, her öğrencinin özellikle de her öğretmenin (sadece matematikçilerin değil) okumasını ısrarla tavsiye ediyorum.
Yirmi beş yıl önce küsmüşüm matematiğe. Sekizinci sınıfta matematik öğretmenim nefret ettirmişti matematikten beni. O gün bu gündür hoş olmadı matematikle aram. Şimdi başlığa bakıp barıştığımı da sanmayın sakın.
"Matematikle Barışıyorum" Eskişehir`de yaşayan değerli eğitimci dostumun, Necip Güven hocamın kitabının adı.
Necip Güven emekli öğretmen ama o hayattan ve hayatın temel direklerinden biri olan matematikten asla emekliye ayrılmamış, eğitimciliği hiç bırakmamış ve bırakacağa da benzemiyor.
Matematikle Barışıyorum`u bir solukta okudum. Kitap öğrencilere, veliler ve öğretmenlere hitap ediyor ve şu bölümlerden oluşuyor:
Bölüm 1: Matematikle Barışıyorum
Bölüm 2: Matematikle Tanışıyorum
Bölüm 3: Matematik Başarısında Ailenin Rolü
Bölüm 4: Matematik Başarısında Öğretmenlin Rolü
Bölüm 5: Eğitimimizin Kanayan Yarası Ev Ödevleri
Bölüm 6: Matematik Başarısında Öğrencinin Rolü
Bölüm 7: Matematik Dersinde Uyguladığım İlkeler
Bölüm 8: Başarıyı Engelleyen Tuzaklar
Bölüm 9: Başarı Yolunda Gençlere Tavsiyeler
Bölüm 10: Matematikle Kucaklaşıyorum
Şimdi kitaba bıraz ara verelim. Milli Eğitim Bakanlığı`nın güzel bir uygulaması var: Veli Bilgilendirme Sistemi. MEB`in sitesine girdiğinizde bu portalı tıklayıp çocuğunuzun tüm not bilgisine ulaşabiliyorsunuz. Birinci yarıyıl sonunda anadolu lisesi üçüncü sınıfta okuyan kayın biraderimin notlarına bakmak için siteyi tıkladığımda matematik notlarını görünce 25 yıl öncesine gittim.
Öğrencinin matematik notları şöyledi: Sınavlar 5, 10, 20. Sözlü 30. Sonuç: Karnede matematik SIFIR!
Şimdi "Yuh!" dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü ben de bu notları görünce aynı tepkiyi verdim; ama benim tepkim öğrenciye değil, onun öğretmenineydi.
On yedi yıllık bir öğretmen olarak bu notları alan bir öğrenciye öğretmenin hiçbir şey veremediği ve öğretmenin çocuğu kazanmak adına hiçbir uğraşa girmediği, neticede başarısız, beceriksiz, bilgisiz, pedegojik formasyondan bihaber bir öğretmen olduğu kanaatine varırım.
Necip Güven`in kitabında bir hikaye var: Müzayedeci elindeki tozlu kemanı bir dolardan açık artırmaya çıkarıyor ve kemana en fazla üç dolar veriliyor. Bu esnada arka sıralardan biri ayağa kalkıp yaklaşıyor ve kemanı eline alıp şöyle bir dokunuyor, okşar gibi tozlarını siliyor, kemanı akort edip güzel bir ezgi çalıyor ve geri veriyor. Sonuç, üç dolar verilen keman üç bin dolara alıcı buluyor. Neden mi? Sıradan bir kemana "Usta eli" değdiği için.
Her çocuk tozlu bir keman. Ona usta eli değmezse üç kuruşa gider hepsi. Az önce sözünü ettiğim meslekte yirmi küsür yılını doldurduğu halde "muallim" olamamış ve "müellim" olarak kalmış öğretmenler yüzünden kaybolup gidiyor çocuklarımız.
Matematikten hiçbir öğrencinin kaçışı yok. SBS, ÖSS, KPSS, ALS vs çocuklarımızın geleceklerini şekillendirmek için mutlaka girmeleri gereken sınavlar. Sözelci, dilci dahi olsanız ÖSS ve
KPSS`de matematik yapmak zorundasınız (gerçi bu mantığı hala anlayabilmiş değilim ama...). Bu yüzden çocuklarımızı matematikten nefret ettiren öğretmenlerden nefret ediyorum.
Necip Güven`in "Matematikle Barışıyorum"adlı kitabını her velinin, her öğrencinin özellikle de her öğretmenin (sadece matematikçilerin değil) okumasını ısrarla tavsiye ediyorum.
'Matematikle Barışıyorum''a Gelen Yorumlar 5
Şair Abdurrahim Karakakoç Ve Yazar Ali Erkan Kavaklı'nın Değerlendirme Yazıları
MATEMATİKLE BARIŞIYORUM ( Abdurrahim Karakakoç)
Kitap hakkında görüş belirten o kadar çok ki, hangisini seçsem bilemiyorum…..
Enteresan bir kitap….
Matematiğe merakı olanlar için tavsiye ederim.
Bana gelince , yıllar önce matematikten bir korktum ve bir daha da ona yanaşmak istemedim…
Elbette doğru değil benim yaptığım….
Gençlerimiz için bulunmaz kitaplardan birisidir…Necip GÜVEN hiç ihmal etmemiş , insanlara faydalı olmak uğruna bayağı bir mesai harcamış, faydalı da olmuş bence….
ABDURRAHİM KARAKOÇ ( 6 Ocak 2009 )
ALİ ERKAN KAVAKLI ( 15 Temmuz 2005 )
Not: Değerli meslektaşım Necip Güven, Matematikle Barışıyorum isimli harikulade güzel, motive edici bir eğitim kitabı yazmış, bu yaz ne okuyayım diyen okuyucularıma tavsiye ederim.
MATEMATİKLE BARIŞIYORUM ( Abdurrahim Karakakoç)
Kitap hakkında görüş belirten o kadar çok ki, hangisini seçsem bilemiyorum…..
Enteresan bir kitap….
Matematiğe merakı olanlar için tavsiye ederim.
Bana gelince , yıllar önce matematikten bir korktum ve bir daha da ona yanaşmak istemedim…
Elbette doğru değil benim yaptığım….
Gençlerimiz için bulunmaz kitaplardan birisidir…Necip GÜVEN hiç ihmal etmemiş , insanlara faydalı olmak uğruna bayağı bir mesai harcamış, faydalı da olmuş bence….
ABDURRAHİM KARAKOÇ ( 6 Ocak 2009 )
ALİ ERKAN KAVAKLI ( 15 Temmuz 2005 )
Not: Değerli meslektaşım Necip Güven, Matematikle Barışıyorum isimli harikulade güzel, motive edici bir eğitim kitabı yazmış, bu yaz ne okuyayım diyen okuyucularıma tavsiye ederim.
''Ezbersiz Çarpma Öğretimi'' İçin Yazılanlar 2
İkinci kitabınız olan '' Çarpma Öğretimi Ve Dört İşlem'' kitabınızı da bitirdim ve bu kitabı inanın ''Matematikle Barışıyorum'' kitabınızdan daha çok beğendim. Öncelikle kitap okuyucu mektupları ve soru cevap şeklinde geçtiğinden dolayı çok akıcı ve samimi olmuş insanların halk dili tabiriyle kullandıkları dille yazmışsınız kitaplarınızı.
Pekiyi ben şimdi naçizane fikrimle soruyorum size,bu kitabı acaba akademik bir dille yazsaydınız acaba daha iyi olur muydu? Sakın yanlış anlamayın ben kitabın yazılış dilini beğenmediğimden dolayı değil sadece aklıma böyle bir fikir geldiği için söyledim, akademik bir dil kullanmış olsaydınız sanki kendinizi ve fikirlerinizin doğruluğunu ispatlamış bir profesörün kitabını okuyormuşum izlenimi uyandıracaktı kitabınız bende. Kitabın nasıl yazılacağı ile ilgili sizleri eleştirecek veya sizi yerecek kadar bilgili ve de sizin kadar tecrübeli değilim aslında ama naçizhane fikrim bu doğrultuda.
Neyse gelelim kitabın içeriğine tek kelimeyle her yönü mantık kokuyor .Hele ÇARPIM TABLOSUNU ÖĞRETEMEDİK AMA ATAM HALA İZİNDEYİZ başlıklı yazınız ve ülkemiz hakkındaki bu acı tespitleriniz o kadar güzel ve doğru ki tüylerim diken diken oldu okurken…..Ne dehşet verici…
Fikirleriniz ve formülünüzse tamamen müthiş ve benim aklım hemen yattı bu çarpım tablosu işine evet aslında matematikte iki işlem varmış ve evet hocam yıllarca defterlerin arkasında olan çarpım tabloları yanlışmış! Bu daha da dehşet verici bile bile bize yanlış öğretmişler dayatmacı bir politikayla bizim üzerimizde psikolojik bir baskı kurmuşlar şimdi ben hakkımı helal etmiyorum bana bunu zorla dayatanlara yazık yıllarca anlayamadığım matematiğin mantığına ve en önemlisi de yıllarıma. Şimdi düşünüyorum da bana doğrusu öğretilmiş olsa nasıl bir mantık geliştirirdim diye?
2*3=6
2*4=8
2*5=10 yerine
3*2= 6 yani üç tane iki = 6
4*2= 8 yani dört tane iki= 8
5*2=10 yani beş tane iki= 10 derdim ve çarpım tablosu denen şeyin aslında toplamadan başka bir şey olmadığını öğrenir ve hatta bununla ilgili bir kompozisyon dahi yazabilirdim.
Böylelikle ezberlemez öğrenmiş olurdum hem de soran insanlara bunun mantığıyla açıklamasını yapardım.
Ben bu kitabı okumakla veya yazdıklarımla bir icat yapmış olmuyorum belki ama en azından matematiğin mantığını anlamaya başlıyorum teşekkür ederim hocam…… Şu an birinci basamağa basmış bulunuyorum şimdi görevimiz ikinci basamağa çıkmaktır bunun içinde gerekli materyaller bulmak ve yepyeni bir çalışma programı hazırlamaktır … Yapabilirim-yapıyorum ve yaptım demeliyim.
Yazımı sitede yayınladığınızı gördüm benim yazdığım ve insanlara yararlı olarak gördüğünüz her yazımı benim yazdığımı belirtmek şartıyla sitede yayınlayabilir veya kitaplarınızda kullanabilirsiniz benim için hiçbir mahsuru yoktur hatta yayınlayın ki insanlar yalnız olduklarını zannetmesinler tıpkı benim gibi,yayınlayın ki birbirimizden destek alarak basamakları çıkalım ve birbirimize yardımcı olarak …. Saygılar hocam…
Alperen…. 31 TEMMUZ 2009
Pekiyi ben şimdi naçizane fikrimle soruyorum size,bu kitabı acaba akademik bir dille yazsaydınız acaba daha iyi olur muydu? Sakın yanlış anlamayın ben kitabın yazılış dilini beğenmediğimden dolayı değil sadece aklıma böyle bir fikir geldiği için söyledim, akademik bir dil kullanmış olsaydınız sanki kendinizi ve fikirlerinizin doğruluğunu ispatlamış bir profesörün kitabını okuyormuşum izlenimi uyandıracaktı kitabınız bende. Kitabın nasıl yazılacağı ile ilgili sizleri eleştirecek veya sizi yerecek kadar bilgili ve de sizin kadar tecrübeli değilim aslında ama naçizhane fikrim bu doğrultuda.
Neyse gelelim kitabın içeriğine tek kelimeyle her yönü mantık kokuyor .Hele ÇARPIM TABLOSUNU ÖĞRETEMEDİK AMA ATAM HALA İZİNDEYİZ başlıklı yazınız ve ülkemiz hakkındaki bu acı tespitleriniz o kadar güzel ve doğru ki tüylerim diken diken oldu okurken…..Ne dehşet verici…
Fikirleriniz ve formülünüzse tamamen müthiş ve benim aklım hemen yattı bu çarpım tablosu işine evet aslında matematikte iki işlem varmış ve evet hocam yıllarca defterlerin arkasında olan çarpım tabloları yanlışmış! Bu daha da dehşet verici bile bile bize yanlış öğretmişler dayatmacı bir politikayla bizim üzerimizde psikolojik bir baskı kurmuşlar şimdi ben hakkımı helal etmiyorum bana bunu zorla dayatanlara yazık yıllarca anlayamadığım matematiğin mantığına ve en önemlisi de yıllarıma. Şimdi düşünüyorum da bana doğrusu öğretilmiş olsa nasıl bir mantık geliştirirdim diye?
2*3=6
2*4=8
2*5=10 yerine
3*2= 6 yani üç tane iki = 6
4*2= 8 yani dört tane iki= 8
5*2=10 yani beş tane iki= 10 derdim ve çarpım tablosu denen şeyin aslında toplamadan başka bir şey olmadığını öğrenir ve hatta bununla ilgili bir kompozisyon dahi yazabilirdim.
Böylelikle ezberlemez öğrenmiş olurdum hem de soran insanlara bunun mantığıyla açıklamasını yapardım.
Ben bu kitabı okumakla veya yazdıklarımla bir icat yapmış olmuyorum belki ama en azından matematiğin mantığını anlamaya başlıyorum teşekkür ederim hocam…… Şu an birinci basamağa basmış bulunuyorum şimdi görevimiz ikinci basamağa çıkmaktır bunun içinde gerekli materyaller bulmak ve yepyeni bir çalışma programı hazırlamaktır … Yapabilirim-yapıyorum ve yaptım demeliyim.
Yazımı sitede yayınladığınızı gördüm benim yazdığım ve insanlara yararlı olarak gördüğünüz her yazımı benim yazdığımı belirtmek şartıyla sitede yayınlayabilir veya kitaplarınızda kullanabilirsiniz benim için hiçbir mahsuru yoktur hatta yayınlayın ki insanlar yalnız olduklarını zannetmesinler tıpkı benim gibi,yayınlayın ki birbirimizden destek alarak basamakları çıkalım ve birbirimize yardımcı olarak …. Saygılar hocam…
Alperen…. 31 TEMMUZ 2009
''Ezbersiz Çarpma Öğretimi'' İçin Yazılanlar 1
SİSTEM DÜŞÜNCESİ VE MATEMATİK
Üniversitelerimizde uluslararası yayın azlığından, ilkokul çağındaki ezbercilikten, öğretimin her kademesinde kopyacılıktan, matematik başarısında hep arka sıralarda yer almaktan, patent fakirliğinden yakınır dururuz. Bu yakınmalar insanlarımızı suçlamaya kadar gider.
Son 60-70 yıldan beri sebep-sonuç ilişkileri üzerinde araştırma yapan bilim adamları, bu araştırmalar sonucunda hataların % 98’inin sistemlerden ancak %2’sinin insanlardan kaynaklandığını tespit ettiler. Başarısızlıklarda ve verimsiz sonuçlarda insanları suçlamak yerine sistemi sorgulamanın ve geliştirme yolları üzerinde çalışmanın daha sağlıklı olduğunu söyleyerek işletmelere sahip oldukları sistemleri geliştirmelerini ve sürekli iyileştirme çalışması yapmalarını tavsiye ettiler.
Bu durum Aristo’dan bu yana düşünen insanlar tarafından topluma ve işletmelere anlatılmaya çalışılmıştır.Ancak bu anlatım bilimsel olarak ilk defa 1930’larda Ludwig von Bertalanffy, beşinci disiplin olarak ta Peter Senge tarafından işlendi.
Peter Senge’yi ve fikirlerini kısaca tanıtmak gerekirse şöyle özetleyebiliriz. Bu günün sorunları dünün çözümlerinden kaynaklanır. Takımın aklı, takım bireylerinin aklından daha büyüktür. Organizasyon sisteminde başarı için sistem büyük önem taşır. Sistemin oluşturulması ve işler hale getirilmesi başarı için temel yoldur. Organizasyonda ulaşılmak istenen gelecek için tüm çalışanlar arasında paylaşılan bir vizyon mevcut olmalıdır.Yüksek kalite ve düşük maliyet ancak sistem sayesinde başarılabilir. Sanayi Çağının simgesi makineleşmeydi. Yaklaşan yeni dönemin simgesi ise "Gezegen" olacak. Yani yaşayan, kendi kendini yaratan ve yenileyen bir sistem. Yöneticilik anlayışı da bu doğrultuda değişecek.
Çağımızın diğer bir adı da “Sistem Belgelendirme Çağı”dır.
Sınıf Öğretmeni kökenli Matematikçi Necip Bey, meslek hayatında edindiği tecrübeler , toplumumuz içinde yaptığı gözlemler ve bilimsel kaynaklarda ulaştığı sonuçlardan yola çıkarak vatanını, milletini seven insanlara has davranışlarla mazeretlere sığınmadan, kimseye taş, çamur atmadan, gücünün yettiğince işin bir ucundan tutmak istiyor. Karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmanın mücadelesini veriyor.
Necip Öğretmenimizin ilk kitabını beğenerek okudum. İkinci kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum. Necip Hocam’ın bu gayretleri bu gün bazıları tarafından yeteri kadar anlaşılmamış ve desteklenmemiş olsa da mutlaka anlaşılıp ürettiği özgün sistemlerdeki güzellikler bir “Kelebek Etkisi” oluşturarak tüm toplumu olumlu şekilde etkileyecektir.
Bütün iyi niyetli öğretmenlerimiz gibi fedakar, cefakar öğretmenimize güç, kuvvet, enerji ve sağlıklı ömürler diliyorum. Bu arada her zaman bu millet için bir çivi çakanın, taş üstüne taş koyanın yanında ve arkasında olmak bizim için onurlu bir görevdir.
Basri KÖSELER / Mak. Yük. Müh. / MBA
Üniversitelerimizde uluslararası yayın azlığından, ilkokul çağındaki ezbercilikten, öğretimin her kademesinde kopyacılıktan, matematik başarısında hep arka sıralarda yer almaktan, patent fakirliğinden yakınır dururuz. Bu yakınmalar insanlarımızı suçlamaya kadar gider.
Son 60-70 yıldan beri sebep-sonuç ilişkileri üzerinde araştırma yapan bilim adamları, bu araştırmalar sonucunda hataların % 98’inin sistemlerden ancak %2’sinin insanlardan kaynaklandığını tespit ettiler. Başarısızlıklarda ve verimsiz sonuçlarda insanları suçlamak yerine sistemi sorgulamanın ve geliştirme yolları üzerinde çalışmanın daha sağlıklı olduğunu söyleyerek işletmelere sahip oldukları sistemleri geliştirmelerini ve sürekli iyileştirme çalışması yapmalarını tavsiye ettiler.
Bu durum Aristo’dan bu yana düşünen insanlar tarafından topluma ve işletmelere anlatılmaya çalışılmıştır.Ancak bu anlatım bilimsel olarak ilk defa 1930’larda Ludwig von Bertalanffy, beşinci disiplin olarak ta Peter Senge tarafından işlendi.
Peter Senge’yi ve fikirlerini kısaca tanıtmak gerekirse şöyle özetleyebiliriz. Bu günün sorunları dünün çözümlerinden kaynaklanır. Takımın aklı, takım bireylerinin aklından daha büyüktür. Organizasyon sisteminde başarı için sistem büyük önem taşır. Sistemin oluşturulması ve işler hale getirilmesi başarı için temel yoldur. Organizasyonda ulaşılmak istenen gelecek için tüm çalışanlar arasında paylaşılan bir vizyon mevcut olmalıdır.Yüksek kalite ve düşük maliyet ancak sistem sayesinde başarılabilir. Sanayi Çağının simgesi makineleşmeydi. Yaklaşan yeni dönemin simgesi ise "Gezegen" olacak. Yani yaşayan, kendi kendini yaratan ve yenileyen bir sistem. Yöneticilik anlayışı da bu doğrultuda değişecek.
Çağımızın diğer bir adı da “Sistem Belgelendirme Çağı”dır.
Sınıf Öğretmeni kökenli Matematikçi Necip Bey, meslek hayatında edindiği tecrübeler , toplumumuz içinde yaptığı gözlemler ve bilimsel kaynaklarda ulaştığı sonuçlardan yola çıkarak vatanını, milletini seven insanlara has davranışlarla mazeretlere sığınmadan, kimseye taş, çamur atmadan, gücünün yettiğince işin bir ucundan tutmak istiyor. Karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmanın mücadelesini veriyor.
Necip Öğretmenimizin ilk kitabını beğenerek okudum. İkinci kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum. Necip Hocam’ın bu gayretleri bu gün bazıları tarafından yeteri kadar anlaşılmamış ve desteklenmemiş olsa da mutlaka anlaşılıp ürettiği özgün sistemlerdeki güzellikler bir “Kelebek Etkisi” oluşturarak tüm toplumu olumlu şekilde etkileyecektir.
Bütün iyi niyetli öğretmenlerimiz gibi fedakar, cefakar öğretmenimize güç, kuvvet, enerji ve sağlıklı ömürler diliyorum. Bu arada her zaman bu millet için bir çivi çakanın, taş üstüne taş koyanın yanında ve arkasında olmak bizim için onurlu bir görevdir.
Basri KÖSELER / Mak. Yük. Müh. / MBA
'Matematikle Barışıyorum''a Gelen Yorumlar 4
DÜŞÜNEN İNSAN MÜBAREKTİR
Vatanını , milletini, insanları, özellikle çocukları seven insan mübarektir; saygıya sevgiye layıktır.
Derslerimde, kitaplarımda gençlere ‘’Gençler, sizler şerefle bitirilmesi gereken uzun bir ömrün başındasınız. Çok çalışın , çok okuyun,az yiyin, az uyuyun. Güler yüzlü, güzel sözlü olun. Pozitif düşünün, haram yemeyin, yalan söylemeyin, daima planlı olun. Dünyayı kendinize cennete çevirmenin yolu bu.’’ diye öğütlerim.
Daha sonra da pozitif düşünce konusunda Mahatma Gandi’nin
‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’ sözlerini aktarıp konuyu yaşanmış örneklerle pekiştiririm.
Hocamın kitabının 177. sayfasındaki ‘’Baltayı Bilemeyi Bilmek’’ hikayesinin benzeri bir duruma ‘’Tırpan Bilemeyi Bilen’’ dedem de şahit olmuştum.
Tırpanla ekin biçilen yıllarda yaşı 70, boyu 1.60, kilosu da 50 Kğ. olan dedem herkesten fazla ekin biçerdi. Dedem ekin biçerken sık sık mola verirdi. Gelen geçen dedemin istirahat ettiğini zannederdi. Oysa dedem, ekinden birkaç sıra biçtikten sonra oturur ama bir taraftan da körelen tırpanını bilerdi. Tırpan deyip geçmeyin ;onun tırpanı sapı dahil her şeyi özenle ve bilerek seçilmiş bir tırpan... Üstelikte biçtiği ekin herkesin ekininden daha temiz olurdu. Çünkü kötü ve kör bir tırpan hem düzgün kesmez yatırır hem de ürüne zarar verir. Verdiği yorgunluksa cabası ....
İki üniversitede, iki dalda (Fen ve Sosyal Bilimler) yüksek lisans yaptım.Her konuda yapılan etkinliğin yanında verimlilikte önemlidir. Yaptığınız veya ürettiğiniz şey kalitesizse ve pahalıya mal olmuşsa anlamsızdır.
Necip Hocam bunları anlatmaya çalışıyor. Onun gibi, düşünen insanlar öğrenimi, rütbesi,makamı sosyal konumu ne olursa olsun mübarektir, saygıdeğerdir.
Basri KÖSELER/Makine Yüksek Mühendisi/MBA (Yönetim Uzmanı)
Vatanını , milletini, insanları, özellikle çocukları seven insan mübarektir; saygıya sevgiye layıktır.
Derslerimde, kitaplarımda gençlere ‘’Gençler, sizler şerefle bitirilmesi gereken uzun bir ömrün başındasınız. Çok çalışın , çok okuyun,az yiyin, az uyuyun. Güler yüzlü, güzel sözlü olun. Pozitif düşünün, haram yemeyin, yalan söylemeyin, daima planlı olun. Dünyayı kendinize cennete çevirmenin yolu bu.’’ diye öğütlerim.
Daha sonra da pozitif düşünce konusunda Mahatma Gandi’nin
‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’ sözlerini aktarıp konuyu yaşanmış örneklerle pekiştiririm.
Hocamın kitabının 177. sayfasındaki ‘’Baltayı Bilemeyi Bilmek’’ hikayesinin benzeri bir duruma ‘’Tırpan Bilemeyi Bilen’’ dedem de şahit olmuştum.
Tırpanla ekin biçilen yıllarda yaşı 70, boyu 1.60, kilosu da 50 Kğ. olan dedem herkesten fazla ekin biçerdi. Dedem ekin biçerken sık sık mola verirdi. Gelen geçen dedemin istirahat ettiğini zannederdi. Oysa dedem, ekinden birkaç sıra biçtikten sonra oturur ama bir taraftan da körelen tırpanını bilerdi. Tırpan deyip geçmeyin ;onun tırpanı sapı dahil her şeyi özenle ve bilerek seçilmiş bir tırpan... Üstelikte biçtiği ekin herkesin ekininden daha temiz olurdu. Çünkü kötü ve kör bir tırpan hem düzgün kesmez yatırır hem de ürüne zarar verir. Verdiği yorgunluksa cabası ....
İki üniversitede, iki dalda (Fen ve Sosyal Bilimler) yüksek lisans yaptım.Her konuda yapılan etkinliğin yanında verimlilikte önemlidir. Yaptığınız veya ürettiğiniz şey kalitesizse ve pahalıya mal olmuşsa anlamsızdır.
Necip Hocam bunları anlatmaya çalışıyor. Onun gibi, düşünen insanlar öğrenimi, rütbesi,makamı sosyal konumu ne olursa olsun mübarektir, saygıdeğerdir.
Basri KÖSELER/Makine Yüksek Mühendisi/MBA (Yönetim Uzmanı)
Etiketler:
basri köseler,
çocuk,
millet,
necip hocam,
pozitif düşünün,
vatan
'Matematikle Barışıyorum''a Gelen Yorumlar 3
BİR MUM DA BİZ YAKMALIYIZ ( G.Veli Kişioğlu )
Değerli Necip Hoca, emeğin, özverinin ve azmin nadide bir ürünü olan kıymetli eserinizi baştan sona zevkle okudum. Kitabınız ilk defa böyle bir işe soyunan bir öğretmen için beklediğimden de güzel olmuş. Böylesine olumlu ve başarılı çalışmadan dolayı sizi yürekten kutluyorum.
Siz’’Matematikle Barışıyorum’’ derken yalnızca matematiğin pembe yüzünü göstermekle kalmamış aynı zamanda Oğuz Saygın ve Alişan Kapaklıkaya’nın çizgisinde iyi bir kişisel gelişim kitabı da yazmışsınız. Eserinizi okurken kalıplaşmış önyargıların,yanlış bakış açılarının ve bilgisizliğin nice sevgi yüklü yürekleri soldurduğunu, nice yetenekleri yok ettiğini derinden üzülerek bir daha yaşadım.
İşte biz, yıllar yılı nice umut dolu genç beyinleri ilgisizliklere, yanlışlıklara ve anlayışsızlıklara kurban vere vere ; işin acı yanı bu felaketleri göre göre her şey yolundaymış gibi Milli Eğitim sistemimizi sessiz sedasız sürdürüp gidiyoruz.
Oysa Allah’ın yarattığı en değerli varlık insandır. Çocukluk, insan filiz ve fidan olma halidir. Daha doğrusu eğilme, bükülme,şekil verilme,yetiştirilme çağıdır.
Her çocuk düşe kalka yürümeyi,göre dinleye konuşmayı, deneye yanıla bilmeyi öğrenir. Bu öğrenmede aile, özellikle de okul temel rol oynar. Eğitim çocuğu tanımakla başlar. Çocuğu tanımak oldukça maharet isteyen zor bir iştir. Öğretmenlik mesleğinin
Kutsallığı da, ustalığı da çocuğu tanıyarak yetiştirmekten kaynaklanır. Her çocuk , yarınların umutla büyüyen yatırım gücüdür. Her çocuk ayrı bir dünyadır.
Şairin dediği gibi’’Kim demiş çocuk küçük bir şeydir. Bir çocuk belki de en büyük şeydir.’’Öğretmenlerimiz kendilerine emanet edilen yarının büyüklerini titizlikle, özenle,özveriyle en iyi şekilde yetiştirmek sorumluluğuyla baş başadırlar.
Günümüzde ulusların en büyük zenginlik kaynağı iyi yetiştirilmiş DONANIMLI ve NİTELİKLİ insan gücüdür. Adalar ülkesi Japonya’nın,İrlanda’nın,İngiltere’nin ,ABD’nin Avrupa Birliği ülkelerinin gelişmelerinin ve süper güç olmalarının sırrı burada yatmaktadır. Onlar çağdaş değerlerle insan yetiştirmiş ülkelerdir. Dünya ülkelerine baktığımızda eğitime insanına değer veren ülkelerin yükseldiğini, ileri gittiğini ;eğitimi , insanı ihmal eden ülkelerin ise geri kalmışlığın ve cehaletin kör karanlığında kaybolup gittiğini açıkça görüyoruz.
Bizim ise kalkınma savaşında debelenip durmamız,gittikçe artan sorunlarla cebelleşmemiz kalkınma ve gelişmede gerekli olan nitelikte insan yetirememiş oluşumuzdandır.
Kalkınma bir SİSTEM ve ORGANİZASYON bütünüdür. Sistemi düzeltmeden tek tek olayları ve olumsuzlukları düzeltmeye çalışmak uzun dönemde zaman kaybından başka bir işe yaramaz.
NECİP HOCAM BU BAKIMDAN ÖĞRENCİLERİ YALNIZCA MATEMATİKLE BARIŞTIRMAK YETMİYOR! ÖĞRENCİLERİ TÜRKÇE,TARİH, COĞRAFYA, KISACA TÜM DERSLERLE ÇEVREYLE, İNSANLARLA, HAYATLA, KENDİ-LERİYLE BARIŞTIRMAK GEREKİYOR. ÖĞRENCİLERİ KÖRÜ KÖRÜNE EZ-BERCİLİKTEN KURTARARAK DÜŞÜNEN, SORGULAYAN, ARAŞTIRAN KEN-DİNE GÜVENEN, HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREBİLEN İNSANLAR OLA-RAK YETİŞTİRMEK GEREKİYOR.
Okullarımızı girdi-çıktı açısından hammaddelerden değerli madenler üreten üretim tesislerine benzetiyorum. İşletmelere mevcut halleriyle görünüşte hiçbir işe yaramayan kum ve toprakla karışık giren maddeler çeşitli süreçlerden geçtikten sonra
İşlemin ve maddenin cinsine göre altın, cam, demir olarak çıkar. Çıkanlar her madde mutlaka bir işe yarar. İşletmede israfa, verimsizliğe, yanlışlığa ihmale yer yoktur. Üretimde kaliteyi, yeniliği, verimliliği ve Pazar durumunu dikkate almayan işletmelerin ayakta kalması mümkün değildir. Kalitesiz, işe yaramayan mal üreten işletmeler kısa zamanda kendi sonlarını hazırlamış olurlar. İflas eden tesisler ise bir süre sonra kapatılır.
Pekiyi ya okullarımızda durum böyle mi? Bu soruya olumlu cevap vermek maalesef mümkün değildir. Okullarımız bu halleriyle istenen kalite ve nitelikte insan yetiştirememektedir.Okullarımızda büyük ölçüde insan, emek, zaman ve kaynak israfı söz konusudur.
Okullarımız 5,8,11,12 yıl eğittiği öğrencilerini bir üst öğrenime bile hazırlayamadıklarından çığ gibi büyüyen kar amaçlı DERSHANECİLİK SİSTEMİNE
yenik düşmüştür.
Ayrıca insanın ilgi ve yeteneklerini ortaya koyması gereken SINAV SİSTEMİMİZİN, bilimsel araştırma ve geliştirme yerleri olması gereken ÜNİVERSİTELERİMİZİN durumu da baştan sona hazin bir hikayedir.
Sözün özü eğitim sistemimiz kendisinden bekleneni veremeyen BİLGİ ÇAĞININ insanını yetiştiremeyen, çözüm yerine sorun üreten, çağın gerisinde kalmış, ömrünü tamamlamış’’Bir dokun bin ah işit.’’ Misali bir manzara arz etmektedir.
Lütfen ellerinizi şakaklarınıza koyup şöyle bir düşünün. Büyük Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlığın üzerine çıkma hedefinin neresindeyiz?Milli gelir sıralamasında dünyanın neresindeyiz? Yalnız eğitim mi?........
Eğitim, sağlık, yönetim, adalet, siyaset, sosyal güvenlik sistemleri, araştırma, geliştirme ve buluş çalışmalarında ulusal beklentilerin ve dünya standartlarının çok gerisindeyiz. Kısaca ulus olarak biz olmamız gereken yerlerde değiliz. Olmamız gereken insanlar olamadık. Gelenekseli bilimsele dönüştüremedik. Biz yerinde sayarken koşan dünyaya yetişemedik. Artı değerler yaratılması, bilginin üretime dönüştürülmesi demek olan BİLGİ ÇAĞININ gereklerini yerine getiremedik....
İçinizden’’Ama Türkiye Dünkü Türkiye Değil ‘’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haklısınız. Ülkemizde dünden bu güne yapılanları küçümsemek gibi bir düşüncem yok ama yapmamız gerekenler yaptıklarımızdan kat be kat daha fazladır. İnanın ki dünya da eski dünya değildir. Günden güne katlanarak artan yeniliklerle ve buluşlarla baş döndürücü bir şekilde ilerlemektedir. Devletler globalleşmenin verdiği rahatlıkla yer kürenin her yerinde amansız bir rekabet içindedirler. Daha iyiye ve ileriye doğru ekonomik, sosyal ve kültürel yarışı sürdürüyorlar. İşte bu dünyada geri kalmışlık GEÇ KALMIŞLIK anlamına geliyor. Öyleyse HEMEN ŞİMDİ bir an önce hızımıza hız, gücümüze güç katarak yola düşüp yarışa katılmalıyız. Dün yiğitlikte, mertlikte, dürüstlükte olduğu gibi bu gün de çalışkanlıkta, bilimde, teknikte, teknolojik yeniliklerde öncü olmalıyız. Bunları başkalarından himmet ve yardı beklemeden kendi öz gücümüzle yapmalıyız. Doğu Bilgesi Konfüçyüs’ün dediği gibi’’ KARANLIKLARDAN ŞİKAYET ETMEK YERİNE BİRER MUM DA BİZ YAKMALIYIZ.’’Yakmalıyız ki karanlıkların kalbinde bir tutam ışık parıldasın. Yaktığımız bu ışıklar aydınlık şafaklara bir çağrı olsun.
Haydi hemen şimdi İYİYE, İLERİYE VE GÜZELLİKLERE doğru bir adım daha atın. Durup dinlenmeden kendinize, çevrenize, ulusunuza yararlı bir iş daha yapın. Yapın ki tadına hep birlikte varalım başarıların. Haydi hemen şimdi...
Evet Sevgili Necip Hoca, Matematikle barışıyorum derken nereden nereye geldik. Geldik ve gördük ki bilgi çağının ötesine geçmek için daha yapacak çok ama çok işimiz var. Sen bu yolda ileriye doğru güzel bir adım attın. Bir uzak yolculuğa başladın. Şimdi sen kendini daha da geliştirerek BİLGİ ÇAĞININ EĞİTİMİ ve BİLGİ ÇAĞININ ÖĞRETMENİNİ yazmalısın. Bunlar yerine oturursa göreceksin ki bütün sorunlar çok daha kısa zamanda ve çok daha kolay çözülecektir. Başladığın yolda yenilerini eklemelisin eserlerine. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığımızın da eğitim sistemiyle ilgili güzel çalışmaları ilgiyle izliyorum. Umarım sizler gibi hizmet arzusuyla dolu değerli öğretmenlerimizde katkılarıyla eğitim davamızın sorunları temelinden çözülür. Çözülürde aydınlık yarınların yolu,uygarlık ufuklarının önü sonsuza dek açılır ve ÇAĞDAŞ ve BÜYÜK TÜRKİYE RÜYASI gerçek olur hepimizin...
Ben buradan binlerce teşekkür ediyorum,bu ülkeyle yola çıkanlara ve bu rüyayı gerçekleştirme çabası içinde olanlara…
Gökhan Veli KİŞİOĞLU/ Afyonkarahisar Vali Yardımcısı
Değerli Necip Hoca, emeğin, özverinin ve azmin nadide bir ürünü olan kıymetli eserinizi baştan sona zevkle okudum. Kitabınız ilk defa böyle bir işe soyunan bir öğretmen için beklediğimden de güzel olmuş. Böylesine olumlu ve başarılı çalışmadan dolayı sizi yürekten kutluyorum.
Siz’’Matematikle Barışıyorum’’ derken yalnızca matematiğin pembe yüzünü göstermekle kalmamış aynı zamanda Oğuz Saygın ve Alişan Kapaklıkaya’nın çizgisinde iyi bir kişisel gelişim kitabı da yazmışsınız. Eserinizi okurken kalıplaşmış önyargıların,yanlış bakış açılarının ve bilgisizliğin nice sevgi yüklü yürekleri soldurduğunu, nice yetenekleri yok ettiğini derinden üzülerek bir daha yaşadım.
İşte biz, yıllar yılı nice umut dolu genç beyinleri ilgisizliklere, yanlışlıklara ve anlayışsızlıklara kurban vere vere ; işin acı yanı bu felaketleri göre göre her şey yolundaymış gibi Milli Eğitim sistemimizi sessiz sedasız sürdürüp gidiyoruz.
Oysa Allah’ın yarattığı en değerli varlık insandır. Çocukluk, insan filiz ve fidan olma halidir. Daha doğrusu eğilme, bükülme,şekil verilme,yetiştirilme çağıdır.
Her çocuk düşe kalka yürümeyi,göre dinleye konuşmayı, deneye yanıla bilmeyi öğrenir. Bu öğrenmede aile, özellikle de okul temel rol oynar. Eğitim çocuğu tanımakla başlar. Çocuğu tanımak oldukça maharet isteyen zor bir iştir. Öğretmenlik mesleğinin
Kutsallığı da, ustalığı da çocuğu tanıyarak yetiştirmekten kaynaklanır. Her çocuk , yarınların umutla büyüyen yatırım gücüdür. Her çocuk ayrı bir dünyadır.
Şairin dediği gibi’’Kim demiş çocuk küçük bir şeydir. Bir çocuk belki de en büyük şeydir.’’Öğretmenlerimiz kendilerine emanet edilen yarının büyüklerini titizlikle, özenle,özveriyle en iyi şekilde yetiştirmek sorumluluğuyla baş başadırlar.
Günümüzde ulusların en büyük zenginlik kaynağı iyi yetiştirilmiş DONANIMLI ve NİTELİKLİ insan gücüdür. Adalar ülkesi Japonya’nın,İrlanda’nın,İngiltere’nin ,ABD’nin Avrupa Birliği ülkelerinin gelişmelerinin ve süper güç olmalarının sırrı burada yatmaktadır. Onlar çağdaş değerlerle insan yetiştirmiş ülkelerdir. Dünya ülkelerine baktığımızda eğitime insanına değer veren ülkelerin yükseldiğini, ileri gittiğini ;eğitimi , insanı ihmal eden ülkelerin ise geri kalmışlığın ve cehaletin kör karanlığında kaybolup gittiğini açıkça görüyoruz.
Bizim ise kalkınma savaşında debelenip durmamız,gittikçe artan sorunlarla cebelleşmemiz kalkınma ve gelişmede gerekli olan nitelikte insan yetirememiş oluşumuzdandır.
Kalkınma bir SİSTEM ve ORGANİZASYON bütünüdür. Sistemi düzeltmeden tek tek olayları ve olumsuzlukları düzeltmeye çalışmak uzun dönemde zaman kaybından başka bir işe yaramaz.
NECİP HOCAM BU BAKIMDAN ÖĞRENCİLERİ YALNIZCA MATEMATİKLE BARIŞTIRMAK YETMİYOR! ÖĞRENCİLERİ TÜRKÇE,TARİH, COĞRAFYA, KISACA TÜM DERSLERLE ÇEVREYLE, İNSANLARLA, HAYATLA, KENDİ-LERİYLE BARIŞTIRMAK GEREKİYOR. ÖĞRENCİLERİ KÖRÜ KÖRÜNE EZ-BERCİLİKTEN KURTARARAK DÜŞÜNEN, SORGULAYAN, ARAŞTIRAN KEN-DİNE GÜVENEN, HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREBİLEN İNSANLAR OLA-RAK YETİŞTİRMEK GEREKİYOR.
Okullarımızı girdi-çıktı açısından hammaddelerden değerli madenler üreten üretim tesislerine benzetiyorum. İşletmelere mevcut halleriyle görünüşte hiçbir işe yaramayan kum ve toprakla karışık giren maddeler çeşitli süreçlerden geçtikten sonra
İşlemin ve maddenin cinsine göre altın, cam, demir olarak çıkar. Çıkanlar her madde mutlaka bir işe yarar. İşletmede israfa, verimsizliğe, yanlışlığa ihmale yer yoktur. Üretimde kaliteyi, yeniliği, verimliliği ve Pazar durumunu dikkate almayan işletmelerin ayakta kalması mümkün değildir. Kalitesiz, işe yaramayan mal üreten işletmeler kısa zamanda kendi sonlarını hazırlamış olurlar. İflas eden tesisler ise bir süre sonra kapatılır.
Pekiyi ya okullarımızda durum böyle mi? Bu soruya olumlu cevap vermek maalesef mümkün değildir. Okullarımız bu halleriyle istenen kalite ve nitelikte insan yetiştirememektedir.Okullarımızda büyük ölçüde insan, emek, zaman ve kaynak israfı söz konusudur.
Okullarımız 5,8,11,12 yıl eğittiği öğrencilerini bir üst öğrenime bile hazırlayamadıklarından çığ gibi büyüyen kar amaçlı DERSHANECİLİK SİSTEMİNE
yenik düşmüştür.
Ayrıca insanın ilgi ve yeteneklerini ortaya koyması gereken SINAV SİSTEMİMİZİN, bilimsel araştırma ve geliştirme yerleri olması gereken ÜNİVERSİTELERİMİZİN durumu da baştan sona hazin bir hikayedir.
Sözün özü eğitim sistemimiz kendisinden bekleneni veremeyen BİLGİ ÇAĞININ insanını yetiştiremeyen, çözüm yerine sorun üreten, çağın gerisinde kalmış, ömrünü tamamlamış’’Bir dokun bin ah işit.’’ Misali bir manzara arz etmektedir.
Lütfen ellerinizi şakaklarınıza koyup şöyle bir düşünün. Büyük Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlığın üzerine çıkma hedefinin neresindeyiz?Milli gelir sıralamasında dünyanın neresindeyiz? Yalnız eğitim mi?........
Eğitim, sağlık, yönetim, adalet, siyaset, sosyal güvenlik sistemleri, araştırma, geliştirme ve buluş çalışmalarında ulusal beklentilerin ve dünya standartlarının çok gerisindeyiz. Kısaca ulus olarak biz olmamız gereken yerlerde değiliz. Olmamız gereken insanlar olamadık. Gelenekseli bilimsele dönüştüremedik. Biz yerinde sayarken koşan dünyaya yetişemedik. Artı değerler yaratılması, bilginin üretime dönüştürülmesi demek olan BİLGİ ÇAĞININ gereklerini yerine getiremedik....
İçinizden’’Ama Türkiye Dünkü Türkiye Değil ‘’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haklısınız. Ülkemizde dünden bu güne yapılanları küçümsemek gibi bir düşüncem yok ama yapmamız gerekenler yaptıklarımızdan kat be kat daha fazladır. İnanın ki dünya da eski dünya değildir. Günden güne katlanarak artan yeniliklerle ve buluşlarla baş döndürücü bir şekilde ilerlemektedir. Devletler globalleşmenin verdiği rahatlıkla yer kürenin her yerinde amansız bir rekabet içindedirler. Daha iyiye ve ileriye doğru ekonomik, sosyal ve kültürel yarışı sürdürüyorlar. İşte bu dünyada geri kalmışlık GEÇ KALMIŞLIK anlamına geliyor. Öyleyse HEMEN ŞİMDİ bir an önce hızımıza hız, gücümüze güç katarak yola düşüp yarışa katılmalıyız. Dün yiğitlikte, mertlikte, dürüstlükte olduğu gibi bu gün de çalışkanlıkta, bilimde, teknikte, teknolojik yeniliklerde öncü olmalıyız. Bunları başkalarından himmet ve yardı beklemeden kendi öz gücümüzle yapmalıyız. Doğu Bilgesi Konfüçyüs’ün dediği gibi’’ KARANLIKLARDAN ŞİKAYET ETMEK YERİNE BİRER MUM DA BİZ YAKMALIYIZ.’’Yakmalıyız ki karanlıkların kalbinde bir tutam ışık parıldasın. Yaktığımız bu ışıklar aydınlık şafaklara bir çağrı olsun.
Haydi hemen şimdi İYİYE, İLERİYE VE GÜZELLİKLERE doğru bir adım daha atın. Durup dinlenmeden kendinize, çevrenize, ulusunuza yararlı bir iş daha yapın. Yapın ki tadına hep birlikte varalım başarıların. Haydi hemen şimdi...
Evet Sevgili Necip Hoca, Matematikle barışıyorum derken nereden nereye geldik. Geldik ve gördük ki bilgi çağının ötesine geçmek için daha yapacak çok ama çok işimiz var. Sen bu yolda ileriye doğru güzel bir adım attın. Bir uzak yolculuğa başladın. Şimdi sen kendini daha da geliştirerek BİLGİ ÇAĞININ EĞİTİMİ ve BİLGİ ÇAĞININ ÖĞRETMENİNİ yazmalısın. Bunlar yerine oturursa göreceksin ki bütün sorunlar çok daha kısa zamanda ve çok daha kolay çözülecektir. Başladığın yolda yenilerini eklemelisin eserlerine. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığımızın da eğitim sistemiyle ilgili güzel çalışmaları ilgiyle izliyorum. Umarım sizler gibi hizmet arzusuyla dolu değerli öğretmenlerimizde katkılarıyla eğitim davamızın sorunları temelinden çözülür. Çözülürde aydınlık yarınların yolu,uygarlık ufuklarının önü sonsuza dek açılır ve ÇAĞDAŞ ve BÜYÜK TÜRKİYE RÜYASI gerçek olur hepimizin...
Ben buradan binlerce teşekkür ediyorum,bu ülkeyle yola çıkanlara ve bu rüyayı gerçekleştirme çabası içinde olanlara…
Gökhan Veli KİŞİOĞLU/ Afyonkarahisar Vali Yardımcısı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)